4 NİSAN YENİ BİR YAŞAMA DOĞMAKTIR

Kategori: Değerlendirme
Perşembe, 02 Nisan 2015 tarihinde oluşturuldu

Dicle TEKMAN

Her büyük doğuşların bir tarihsel ve toplumsal değeri, felsefik ve ideolojik derinliği vardır. Kendi doğuşuyla Kürt halkının, özelde kadının yeniden doğuşuna vesile olan Önder APO’nun doğuş günü 4 Nisan’ı başta Önderliğimize, kadınlara, Partimiz PKK ve Kürt halkına kutlu olsun diyorum.

Yeni bir 4 Nisan’ı başta kadınlar ve tüm Özgürlük Mücadelesi verenler olarak karşıladığımız bugünler tarihsel süreçlere damgasını vurmaktadır. Bu süreçlere hiç kuşkusuz Önder APO’nun büyük iddia, emek ve çabalarıyla gelinmiştir. Yüzyıllardır varlığı kabul edilmeyen bir halk ve yitirilmek istenen ülke gerçekliğinden bugün Önder APO öncülüğünde büyük bir irade, fedakârlık ve direniş ruhu açığa çıkmış ve tüm dünyaya en güçlü cevabı veren bir halk ve ülke gerçekliğine dönüşmüştür.

 

4 Nisan’da gerçekleşen doğuş, Kürt halkının ve insanlığın da yeniden doğuşu olmuştur. Sistemin komplo, soykırım ve tüm tasfiye tehditlerine rağmen kimliğine, diline ve onuruna sahip çıkan, özgürlüğünde ısrar eden bir halk iradesi bu tarihsel doğuşun yarattığı bir sonuçtur. Bir kişiden başlayıp tarihsel ve büyük toplumsal sonuçları yaratan bir gerçeğe dönüşebilmektedir. Önder APO’nun doğuş gerçeği de tarihsel ve toplumsal bir kişiliği temsil etmektedir. Tarihsel ve toplumsal kişiliklerin doğuşları aynı zamanda yeni ve anlamlı bir yaşamın da başlangıcı demektir. Zira bu doğuşu doğru anlamlandırmak, toplumu ve “Zamanın Ruhu”nu doğru kavrayabilmektir.

Önder APO, kendi doğuşunu üç aşama olarak ele alıp çözümlemiştir. 4 Nisan’ı birinci doğuş, yani anadan doğuş ve çocukluk dönemi olarak değerlendirirken, İkinci doğuş, PKK’lileşme ve Demokratik-Ekolojik-Kadın Özgürlükçü paradigma temelinde yaşamın yeniden inşasını da Üçüncü doğuş olarak değerlendirmiştir.

Önder APO, henüz yedi yaşındayken mücadeleyi yaşamının temel bir felsefesi haline getirmiş ve Kürdistan’daki feodal yapı ve geleneksel ölçülere karşı büyük bir mücadele başlatmıştır. İlk isyan, ilk mücadele ana’yadır. Ana şahsında tüm geleneksel ölçüleredir.

Bizde ana değeri çok farklı ve anlamlıdır. Ana deyince ilk akla gelen doğuştur, doğuşun kendisidir. Yine ülkedir, topraktır Ana. Analar emekçidir, fedakârdır, kutsaldır. Fakat Kürdistan’da Ana-kadın gerçeği üzerinde durursak, kadına tanınan kölelik statüsü diğer ülkelere oranla iki kat daha fazla olmaktadır. Kürdistan’da kadın, çocuk doğurma makinesidir. Evinin, kocasının, çocuğunun bekçisi, hizmetçisi, kölesidir. İradesiz, erkeğin eline bakan bir zavallıdır. Tek varlığı ve güvencesi çocuklarıdır. Tüm maddi-manevi gücünü çocuklarından almaktadır. Çocuklar için de bu böyledir. Anasının iyi oğlu veya kızı olmaya özen gösterir, anasının veya babasının sevdiği evlatları olmaya çalışılır. Onlar ne isterse odur deyip, kız çocuksa anaya, oğlan çocuk ise babaya benzeştirilir.

Kendi hayat hikâyemize bakarsak hepimiz az çok aynı durumlara düşmüşüzdür. Anamızın istediği gibi bir evlat olmaya çaba göstermiş, onların belirledikleri yaşam ölçülerinin dışına çıkmamışızdır. Çıkmak ise aileye ihanet olarak görülmüştür. Bunları neden belirttim! Çünkü Önder APO’nun yaşam hikâyesi ile bizlerin yaşam hikâyesi arasında uçurumlar kadar fark olduğunu, var olan bu düzeni daha çocuk yaşlarda reddederek sorgulamaya, bir arayış içerisine girdiğini görmekteyiz. Önder APO’nun bu arayışı onu arkadaşlıklara, çevresindeki çocukları bir araya getirerek grup oluşturmaya, köy ortamının toplumsal yapısına uymayan, sıra dışı karakteriyle farkını ortaya koyan bir kişiliği ile dikkat çekmektedir. Aile ile her defasında bir çatışma içerisindedir. Var olan toplumsal ölçülere karşı isyandadır. Önder APO’nun insanların bu geleneksel yaşam tarzına karşı isyanla, “Çocukluk hayallerine ihanet etmeyerek” doğduğunu ifade etmek gerekir. Önder APO, işte tam da burada anasının kendisinden istediği evlat ölçülerini, geleneksel yaşam koşullarını kabul etmeyip, karşı çıkarak mücadelesini başlattığını ve bunu kendi kişilik çözümlemesinde;

 Bir heyula gibi, ta çocukluktan beri peşimi bırakmayan kuşkulu yaşam felsefemden hiç emin olmadım. En özgür sanılan koşullarda bile bazen sert bir kayanın deliğinden geçiş yapamamanın, ter içinde kâbuslu uykusundan uyanmanın, uçarken bile nefessiz ve hareketsiz kalmanın çokça görülen rüyaları bu kuşkulu yaşamın uykulara sızmış halidir. Yanımdaki anam başta olmak üzere tüm insanlık hiç de bana özgürlüğümü tanıyacak, ona saygılı olacak gibi gelmiyorlardı. Kitaplarda aranan doğru, gittikçe dipsizleşen bir kuyuya dalış gibi geliyordu. Her ana-baba çocuk doğuşlarını bir rahmet gibi kutlarken, bana büyük bir günah gibi geliyordu. Ortadoğu toplumundaki birey için mutluluk, gerçekleşmeyecek bir şey gibidir. En mutlu olunması gereken gelinlik-güveylik anları bile bana büyük ve iğrenç günahların başlangıcı gibi gelirdi. Bir yerlerde büyük eksiklik ve yanlışlık vardı. Ama nerede? Belki de kendimi hatırladığımdan beri, çok istense de hiç kimsenin dokunamayacak yardımından ötürü bu arayışı tek başıma yapmak zorunda olduğumu büyük kaygı, korku ve endişeler biçiminde fark ediyordum. Ucuz ve yanlış yaşamayacaktım.  Doğru olmadan yaşanmayacağına göre, doğrunun kendisi nasıl bulunacaktı? Şimdi gelinen aşamada bu sorulara cevap verebilecek güçteyim.” şeklinde ifade etmiştir.

Önder APO, annesine olan ilk isyanından önemli sonuçlar ortaya çıkarmış ve bu isyanını bir ülke isyanına, bir toplumsal isyana, özgür kadın arayışına dönüştürmüştür. Kürdistan’da bitirilmiş zayıf, çaresiz kadını bu isyanla yeniden canlandırmıştır. Kürt kadınları ve kızları bugün özgür dağlarda, Kürdistan’daki Anaların ve tüm kadınların büyük acılarına merhem olacak bir mücadele yürütmektedir. Bunun yaratıcısı Önder APO, “Bir toplumun veya bir ülkenin özgürleşmesinin kadının özgürleşmesinden geçtiğini” tespit etmiş, Üveyş anaya ve tüm analara layık olabilmenin yolunu ‘Özgür Kadın Hareketi’ni ve kadın devrimini geliştirerek göstermiştir. Önder APO, bu temeller üzerinden ikinci bir doğuşa adım atmıştır.  

İkinci doğuş, PKK’nin doğuşudur. Bu doğuş koca bir tarihtir aynı zamanda. Ve bu tarihi bu birkaç satıra yazmakla her şeyi ifade edemeyiz. Yüzyıllardır süren Kürdistan sömürgeciliğine ve Kürt toplumunun yaşadığı imha, inkâr politikalarına karşı gelişen PKK hareketi, Önderlik hikâyesinin bir parçası, bir Önderlik hareketi, bir insanlık hareketi, bir kadın hareketidir. Ve bu hareketin doğuşu aynı zamanda yeni bir yaşamın, ahlaki ve politik toplumun doğuşu anlamına gelmiştir. PKK bir ruhtur, direniş ruhudur. Kemallerin, Mazlumların, Hayrilerin, Sakinelerin Dörtlerin ( Ferhat KURTAY, Eşref ANYIK, Mahmut ZENGİN ve Necmi ÖNER) ve daha nicelerinin kişiliklerinde sergiledikleri direniş ruhu PKK’lileşmenin ruhudur. Düşmanın en ağır baskı ve işkencelerine rağmen kişiliğinden, kimliğinden ve onurundan vazgeçmeyip, özgür yaşam uğruna sonuna kadar direniş ruhunu gösteren büyük kahraman şehitler gerçeğidir PKK.       

Kürtlükten bahsedilmeyen, bahsedildiğinde ise ölümle tehdit edilen bir dönemde küçük bir grup ile başlayan ve bugün milyonları bulan özgürlük yürüyüşüdür PKK. PKK’yi salt ulusal bir hareket ve ya bir Kürt partisi olarak dar ele almak yanlış ve yanılgılı bir yaklaşımdır, Önderlik çizgisine ters düşmektir. Her ne kadar temelini ulusal kurtuluş hareketlerinden, reel sosyalizmden etkilenerek almış olsa da esasta bir demokrasi hareketi, bir özgür kadın hareketi, bir ahlaki-politik toplum hareketi olmuştur.

En kıt imkânlarla ve en zor koşullarda büyük bir emek, fedakârlık ve cesaret göstererek doğan PKK, ideoloji ve felsefesiyle beş bin yıllık erkek egemen sistemini paramparça etmiş ve tüm faşist saldırılara karşı halen de devam eden bir direniş mücadelesini ortaya koymaktadır. Daha düne kadar Kürt’ü inkâr edenler, bugün Kürt realitesinden ve evrensel boyut kazanıldığından bahsediyorsa, bu hiç kuşkusuz Önder APO’nun ve PKK’nin nefes nefese verdiği direnme mücadelesi ve kahraman şehitler gerçeği sayesindedir.

PKK’nin en temel özelliği imkânsızlıklardan imkân yaratmaktır. En zor ortamda büyük bir inanç, kararlılıkla ve bilinçle cesur bir çıkış yapmasıdır. İğne ucu kadar bir fırsatı yakalayıp, oradan başarmaktır. Ki PKK’nin bu duruşu kuşkusuz Önderlik çizgisinin temel duruşu, özellikleridir. Önder APO’nun kararlılık düzeyi, politik-siyasi duruşu ve mücadele azmi PKK’yi bu düzeye taşımıştır. Dolayısıyla PKK grup aşamasında bu ilkeler temelinde çıkışını gerçekleştirmiş ve doğru militan duruşun ölçülerini belirlemiştir. PKK’nin doğuşu yeni bir insanın da doğuşu olmuştur. Bizler, özellikle kadınlar PKK ile yeniden doğduğunu, onunla bir irade, kimlik sahibi olduğumuzu anlamışızdır.

Doğru bir PKK’li olmanın da şartları vardır. Önderliği doğru anlamak ve kavramak gibi! Bu konuda halen ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Önder APO da bunu çok ciddi eleştiriyor. Sürece yerinde ve zamanında, görev ve sorumlulukların bilincinde olarak yaklaşma noktasında eksiklik yaşanıyor. İktidarcı, çizgi dışı anlayışlar karşısında, tutarlı mücadele etmede ve ideolojik-paradigmasal yaklaşımda yetersizlikler var. Tarz ve tempoyu yakalamada da sorunlar yaşanıyor. Bunun sebebi şüphesiz Önderlik gerçeğini doğru kavrayamamadır. PKK’li olmak, Önder APO’yu doğru anlamak ve onun tarz ve temposunu yakalamaktır. Bunun için devletçi sistemden, kapitalist modernite zihniyetinden sonsuz kopuşun sağlanması elzemdir. Bu kopuş hiç kuşkusuz Önder APO’nun üçüncü doğuş dediği, yeni paradigma zihniyetine girmekle mümkündür.

Üçüncü doğuş, yeni paradigma dönemine girmektir. Yeni paradigma, “demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne” dayalı bir doğuştur. Tabii bu doğuş herkes açısından yeni bir anlayış, bakış açısı ve mücadelede yeni bir başlangıcı getirmiştir. Bu doğuş “beyin ve yüreklerde” gelişen bir Rönesans değerinde olmuştur. Üçüncü doğuş, başta kadın olmak üzere tüm halklar açısından yeni bir doğuş olmuştur. Eski, köhnemiş zihinlerimizi aydınlatan, ufkumuzu büyüten, özgür iradeyi, kolektif aşkı ve toplumsallığı geliştiren bir doğuştur.

Daha 1990’lı yıllarda, reel sosyalizmin çözülüşüyle birlikte yeni bir paradigma arayışına giren Önder APO, bir zihniyet devrimine ihtiyaç olduğunu o dönem çözmüştü. 19. ve 20. Yüzyıl sistemi ulus-devlet esaslarına dayanıyordu. Bilim ve teknik devrimini de kullanan küresel sermaye, giderek büyüyor, merkezileşip toplumu iliklerine kadar sömürerek ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal sorunlar artıyordu. Kapitalizm ve ulus-devlet toplumsal sorunları kendi çıkarları ekseninde çözüme kavuşturmaya çalışırken, toplumsal yaşam içerisinde yaşanan uçurum giderek büyüyordu, işsizlik, yoksulluk, nüfus artışı, doğanın tahribatı, dinsel ve sosyal çatışmalar vb. tüm bu sorunlar sistemin kaos aralığında olduğuna işaret ediyordu. Yüzyıllardır katı, dogmatik ve despotik yönetim tarzı bugüne kadar varlığını böyle sağlıyordu.

Fakat Önder APO, İmralı’da yaşadığı büyük yoğunlaşmalarıyla mevcut sisteme alternatif, özgür, demokratik-komünal çerçevede bir sistemin gelişmesine, üçüncü bir doğuşun tüm insanlığın kurtuluşu için elzem olduğuna inanmıştır. Savunmalar bu temelde birer özgürlük manifestosu olmaktadır. Kadını, ulusu, sınıfı, devrimi, demokrasiyi, toplumu, ekolojiyi, ekonomiyi ve daha birçok boyutlarıyla her şeyi yeniden ele almış ve yaşama geçirmiştir. Bu kavramların her birine anlamlı ve çözüm üretecek tarzda değer biçmiştir. Devlete bağlanan sosyalizmi, ulusal kurtuluşçuluğu da eleştirerek, yanına alternatifini yani demokratik toplum, demokratik uluslaşma sürecini geliştirmeyi, toplumsal kaosun aşılmasında bir çözüm olarak ortaya koymuştur. Yeni paradigmanın doğuşu düşünsel ve felsefik boyutta bir gelişim olurken aynı zamanda yeni bir mücadele tarzını da belirlemiştir. Mücadele tek yönlü değil, çok yönlü olan en başta insanın zihinde ve vicdanda bir devrimi gerçekleştirmesi yine eşitlik-özgürlük temelinde toplumun komün ve meclislere dayalı Demokratik Ulus inşasını hedefleyen bir sistemin doğuşu oluyor. Bu yeni paradigmasal doğuş özellikle kadın için de yeni bir doğuşu ifade etmiştir. Kadın özgürleşmeden, toplumun özgürleşemeyeceği hakikati paradigmanın temel şifresi olmuştur. Bu paradigmanın doğuşu kadının özgür doğuşuna, toplumsallaştırıcı potansiyelin açığa çıktığı, tanrıça değerlerin, emeğin, adaletin ve kadını güzelleştiren etik-estetik kapılarının açıldığı ve kadını kökleriyle buluşturan bir doğuş olmuştur. 

Üçüncü doğuş, aynı zaman da demokratik barış mücadelesinin de doğuşu olmuştur. Önder APO İmralı’da bu on altı yıldır büyük bir barış yolculuğuna adım atmış ve bu konuda bugün de yeni bir mücadele dönemini başlatmıştır. Kürt özgürlük mücadelesini demokratik çözüm mücadelesine dönüştüren Önder APO, iddialı ve kararlı duruşu ve mücadele tarzı bugün TC devletinin doksan yıllık zihniyetini dahi değişime zorlamıştır. Kuşkusuz bu Önderlik gerçeğinin temel bir özelliğidir. İğneyle kuyu kazarcasına imkânsızlıklardan imkân yaratmak ve bunu topluma kazandırmak bir Önderlik gerçeğidir.

Dolayısıyla üçüncü doğuş, halkları ideolojik, politik ve demokratik temelde yeni bir sistemi inşa etmeye çağıran bir barış ve özgür yaşam projesidir. Bu projenin hayata geçmesi ise, yine tüm özgürlük ve demokrasi mücadelesi verenlerin görev ve sorumluluğundadır.  

KJB

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu...

YJA

YJA (Yekitiya Jina Azad) 20-24 Haziran tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında 100 delegenin katılımıyla 2. Konferansını gerçekleştirdi. ‘Azadiya Reber APO Azadiya Jine ye’ şiarı altında gerçekleşen Konferans, Kürdistan’da silahlara karşı taş...

YJA-Star

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanma. Kürdistan meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri...

© 2018 PAJK Partiya Azadiya Jin a Kurdistan