Dağın Dağlısı Gerilla

Yazdır
Kategori: Edebiyat
Perşembe, 08 May 2014 tarihinde oluşturuldu

Aza Rojiyan

Yaşama dair mutlulukların, umutların, aşkların ve hüzünlerin, acıların bir araya geldiği an gibi zaman aralıklarında belli belirsiz farkındalıkların gözlerimizin ferine sindiği, arayışların kirpiklerimizin teline işlediği soluklarda tümcelik sözcükler birikiyor avuçlarımızda. Her an bir anı, her an bir farkındalık bu dağların soluğunda. Bir çiğ damlasının eriyişi gibi uçar tüm karabasanlar gözlerinin ufkundan. Yeter ki bir umut ara, karların arasından yüzünü güneşe çeviren şu kardelenlerin kokusunu çekince içine insan, yeniden doğar. Umut da zaten yeşermek değil midir karların içinde, doğmak değil midir ölüm denilen tüm zaman aralıklarında. Beton duvarların arasında küçülen benliğini taşırdığında bu dağların zirveleşen görkemine, hele bir de en zirveye çıkıp da vadilerin derinliğiyle doyurduğunda benliğini, rüzgâr kekik kokularını taşırdı mı yaralarına tüm yürek kanamaların iyileşiyor, anlamlaşmaya başlıyorsun. Dağlar gözlerinden yüreğine işlemeye başlıyor, büyüyor benliğin.

 

Dağlarda adımladığında her adımında yeni keşifler yapıyorsun, kendine dair, yaşama dair, tarihe ve hakikate dair. Dağ ve gerilla, bir araya geldi mi bu var oluşun çerçevesinde, işte o zaman özgürlük nakşedilmeye başlar tarihin kadrajlarına. Gerilla dağların var oluşuna renk verdiği kadar, onun anlamını en derinden hissedenlerdir de. Tarih gizlenmiştir bu dağlara, bir de gerillalar. Sarp kayalıkların arasında ya da toprağın derinliklerine gizlenmiş tarih bu dağlarda, diğer yandan da gerilla yeni bir tarih yaratmanın telaşında, arayışında. Tarih kokan bu patikalara, kayalıklara şimdi kanla, terle, emekle, büyük bedellerle yeni tarihler yazılıyor. Her an bir tarih, ona doğru akan bir zaman. Yaşanan her an, tarihe bir adım olarak hissetmek, öngörmek, anlamlandırmak…

Bu dağlar tarih kokuyor. Yol aldığın her patikada tarihin labirentlerinde dolaşıyormuşsun gibi hissedersin. Bütün dağlar, ağaçlar, zirvelere konan sis bulutları, çiçekler, bütün canlılar öyküsünü anlatmaya başlar gözlerine dokundukları, tenine işledikleri her serinlikte kendi hikâyelerini, tanıklıklarını. Çığlıklarını duyar gibi olursun rüzgârın saçlarına dolanan uğultusunda. Tarih bu güne yol almaktadır, sen ise bu dağlarda tarihe doğru yol almaktasındır. Dağın dağlısı gerillalarla özgürlük savaşının bir zamanlar verildiği bir mekâna gelip duruyoruz, bir mola yeri, şimdiden sıyrılıp geçmişe dönmek, tarihi dinlemek için. Herkes sırtını çantasına dayamış, durduğu zamandan geçip havada sallanan tarihin çığlıklarına kulak kesilmiş. Tanımadığımız, yaşamlarına hiç tanıklık etmediğimiz ama davalarına aşina olduğumuz insanların mekânlarındayız. Toprağın üzerindeki izlerini silmiş rüzgâr, toprak üstünü örtmüş yaşanmışlıkların yılların gazabından saklamak istermiş gibi. Hala mangalarının duvarlarının taşları orada, yaşanmış ömürlerin tanıkları gibi duruyorlar zamanın orta yerinde. Kahkahaları dolaşıyor havada, kavgaları, acıları, umutları… Soludukça havayı sanki onların anılarını soluyormuşuz gibi, onlarla doluyoruz, onlar oluyoruz. Öyle mekânlar vardır, seni duyguda esir alan, seni geçmişe götürüp orada yaşatan. İşte öyle bir mekândayız. Yanımızdaki gerillaların gözlerinde dökülmemiş bir damla yaş asılı duruyor ama onların umutlarıyla yeniden parlıyor. Gözleriyle bir şeyler arıyorlar, belki de yıllar önce burada yaşadıkları anıları, o insanları, yoldaşlarını… Göz göze gelmekten korkarcasına, gözlerini birbirlerinden kaçırıyorlar. Sanki göz göze gelseler yokluğun yalın gerçekliği vuracak onları tarihin bu orta yerinde. Oysa onlar hayallerini bile onlara adayıp onların hayallerinin peşi sıra yürüyorlardı bu patikalarda. Şimdi onların yokluğuyla karşılaşmak istemiyorlardı birbirlerinin gözlerindeki aynada. Bu yüzden gözleri ya toprakta onların dokunuşlarını arıyor yada havada onların hayalleriyle soluyorlar havayı. Sessiz, gürültülü, yalnız ama kalabalık, şimdi ama dün, karmakarışık, yalın, ölüm ama yaşam… Bütün zıtlıkların orta yerindeyiz. Ama hakikat, onun bir parçası.

Zamandaki bu yürüyüşümüz bu mola yerinde böyle sessizce kaç dakika geçti bilmiyoruz. Gün geceye evrilmenin tik taklarını savuşturuyor zamanımıza. Yola çıkma zamanı diyor bir gerilla. Ama yorgunuz. Molanın tarih yürüyüşünün bitkinliğinde benliklerimiz. Hepsinin yüzünde asılı bir hüzün okunuyor. Mola zamanını uzatmak isteyen bir gerilla su almamız gerektiğini söylüyor. Yeniden oturuyoruz. İki gerilla yanımızdaki tüm şaşalarlı toplayıp hemen aşağı tarafımızda akan küçük dereye iniyorlar. Kim bilir o küçücük derede kaç gerilla su içti, yanık yüreklerini ılıttı, yaralarını yıkadı. Düşünceler yine bize misafir ediyor o hiç tanımadığımız gerillaları soframıza.

Beş altı dakika sonra dereye inen gerilla koşa koşa yanımıza geldi, soluk soluğa kalmıştı. Hemen aşağı inmemizi söyledi, bize inanamayacağımız bir şey göstereceğini söyledi. Hepimiz çantalarımızı orada bırakıp aşağıya dereye doğru koşmaya başladık. Ulaştığımızda diğer gerilla arkadaşı görmedik suyun üzerinde. Hepimiz tam da onun telaşına düşmüştük ki bir kayanın oyuğunda sesini duyduk. Çok dardı kayalığın ağzı, içeri giremiyorduk. Minyon tipli bir arkadaş ancak içeri girebildi. Gördükleri karşısında şok geçirmiş gibi tekrar dışarıya çıktı. Hepimiz meraklı meraklı bakıyorduk, bir şeyler söylemesini bekliyorduk. Ama o hiçbir şey söyleyemiyordu, gözleri yerde, ayaklarıyla toprağı karıştırıyor, dudaklarını ısırıyordu. Konuşamıyordu. Bir gerilla artık dayanamayıp, heval ne oldu söylesene diye sorunca. O genç gerillanın gözlerinde asılı kalan gözyaşı özgür kalıp düştü toprağa. Sesi titrek çıktı, söylediklerine kendisi de inanmak istemiyormuş gibi. “içerde bir arkadaşın cenazesi var” demesiyle hepimiz donduk. Bu sözleri akan suyun kendisiyle alıp götürmesini dilercesine yalvarır gibi dereye bakıyorduk… bu sözleri yalanlayabilecek bir gerçeklik var mıydı o an bilmiyorum. Bir gerilla daha içeri girdi şehit cenazesini dışarı çıkardılar. O kayanın oyuğunda gizlenmiş bir gerilla cenazesi ve bir naylona sarılmış AXS silahı. Şehit düşen gerillanın elbiseleri hala sapasağlamdı, sol göğsünde hala PKK rozeti duruyordu. Raxtı sırtındaydı. Ceplerini yokluyoruz, belki ona dair bir şeyler buluruz umuduyla. Kırık bir kalem ve kırık bir çakmak buluyoruz sadece.  Bir tek mermi cebinden çıkıyor, her gerillanın kendisi için sakladığı son mermilerden… kim olduğunu, nereli olduğunu öğrenebileceğimiz hiçbir ipucu yok. Gerillalar oturup etrafında cenazenin, bu tarihin isimsiz kahramanları için sessizce intikam yeminleri ediyorlar. Aralarındaki eski bir gerilla kalktı ve onu şehitliğe götürmemiz gerektiğini söyledi. Hemen gerillalar harekete geçtiler ve cenazeyi bir tulumun içine koyup, bir sedye yaptılar ağaçlardan.

Gerillalar hazırlık yaparken yola çıkmak için gece iyice çökmüştü yer küreye. Sabaha yola çıkacağımız söylendi. Büyük bir gerilla ateşi yakıp kara çaydanlar ateşin üzerine konuldu hızla. Bizler de bir gurup gerillayla ateşin kenarına bağdaş kurup oturduk. Şehit arkadaşlarının cenazesini de yakın bir yere getirip koymuşlardı.  Eski olan gerillalardan biri gözlerini şehit arkadaşından alamıyordu. Acaba nasıl şehit düşmüştü ve nasıl oraya girebilmişti. Oyuğun içinde oturur vaziyette bulmuşlardı gerillalar onu. Demek ki yaralıymış oraya girdiğinde. Peki, ne zaman ve kimler varmış o zaman yanında? Bir sürü soru kıvılcım gibi kaplıyor benliklerimizi. Eski olan gerilla 97 sürecindeki güney savaşından bahsediyor. O gerillanın da o süreçte şehit düşmüş olabileceğini söylüyor, çünkü ondan sonra güneyde hiç savaş olmamıştı. Peki onun diğer gerilla arkadaşlarına ne olmuştu, onlar yaşıyorlar mıydı acaba? Sorular sorular… ve hiçbirinin yanıtı yok elimizde. Hepimiz o gece tarihi bu güne taşıran bu gerilla cenazesiyle bütünleşmiş gibi gözlerimizi ondan alamıyorduk. Uyumadık, kalkıp hikâyesini bize anlatmasını mı bekliyorduk bilmiyoruz ama onunlaydık. Bir gerilla közleri karıştırırken “yoldaş cesetler ölümü yalanlarlar bizde, mesela onu tanımıyoruz ama içimizde ona dair müthiş bir aşk var, özlüyoruz onu, gözlerimizi alamıyoruz ondan” diyor gözlerimin içine bakarak. Susuyorum, yıldızlar düşüyor gözlerimizden közlerin arasına, ama dileklerimiz hala yıldızlarda asılı.

Şafak söküyor tüm kızıllığıyla. Güneş belki uyandırır onu diye bakıyoruz. Kilitlenmiş sanki gözlerimiz an’a, an tarih, an şimdi. Peki biz hangisindeydik? Dört gerilla şehidin üzerine konulduğu sedyeyi kaldırıyorlar, biz de arkada onlarla birlikte ilerliyoruz.

Dört beş saatlik bir yürüyüşten sonra şehitliğe geliyoruz. İsimsiz bir mezar daha ekliyoruz tarihe, ama davasına da bu tarih bizler kadar aşina.

KJB

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu...

YJA

YJA (Yekitiya Jina Azad) 20-24 Haziran tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında 100 delegenin katılımıyla 2. Konferansını gerçekleştirdi. ‘Azadiya Reber APO Azadiya Jine ye’ şiarı altında gerçekleşen Konferans, Kürdistan’da silahlara karşı taş...

YJA-Star

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanma. Kürdistan meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri...

© 2017 PAJK Partiya Azadiya Jin a Kurdistan