BİR KADIN KIRIMI: AVRUPA’DA CADI AVLARI-2 KAPİTALİZMİN KARANLIK ORTAÇAĞLA İTTİFAKI

Kategori: İnceleme
Pazartesi, 14 Temmuz 2014 tarihinde oluşturuldu

EKİN ERZİNCAN

“Kapitalizmin, hâkim sistem haline gelirken tanrıça çağının son temsilcileri olan “cadı kadın” ları yakarak modernitesini inşa etmesi, son derece düşündürücü ve öğreticidir. Modernitenin birinci sacayağı olan kapitalizmin kendisi sistem olma şansını yakaladığı zaman tarih öncesi ve sonrasının ana toplumsallıklarını tasfiyeyle işe başlamıştı. Öncelikle “cadı kadın avı” sloganı altında kadın toplumsallığının ayakta durmaya çalışan gücünü ateşte cayır cayır yakmıştır. Cadı kadın avı sermayeden bağımsız düşünülemez. En derin kölelik olarak kadın üzerindeki hegemonyasını inşa etmek için bu yakma sahneleri son derece işine gelmiştir. Eğer günümüzde kadın en kahpeleşmiş haliyle sistemin hizmetindeyse bu hale gelişinde çıkış aşamasındaki yakılışlarla sıkıca bağından ötürüdür. Yakılmanın anıları kadını Avrupa’da erkeğin sınırsız hizmetine sokmuştur. “

                                                                                                                                         Abdullah Öcalan

 

Tarihe baktığımız zaman, Avrupa’nın 13. yüzyılda Ortadoğu’da din adına gerçekleştirdiği Haçlı seferleri, Avrupa’nın büyük bir çıkış gerçekleştirmesine neden olmuştur. Ortadoğu’nun binlerce yıllık tarihsel mirasınınBatı’ya taşırılması zihinsel bir devrime, bir Rönesans’a kapı aralamıştır.  Bu yeni doğuş İtalya’dan bütün Avrupa ülkelerine yayılınca, toplumda yeni arayışlar geliştirmiştir. Din-bilim çelişkisinin en çok yoğun yaşandığı dönemlerdir. İnsanların dini sorgulamaları ve insan aklına güvenmeye başlamaları Hıristiyanlığı temsil eden kiliseyi rahatsız etmesi şaşırtıcı değildir. Bu gelişmelerden hareketle, kilise Engizisyon mahkemelerini devreye sokar ve sistemi tehdit eden bütün kesimler bu dönemde hedef gösterilir.

Bu mahkemelerden ilk başta “nasibini alan” Heretikler olmuştur. Heretikler, asıl olarak Hıristiyanlıkta gelişen dogmatizmi, yozlaşmayı ve eril bakışı sorgulamakla kalmayıp ona karşı da çıkmaktadır. Yani özgür düşünceyi savunmaktadırlar. Aynı zamanda, feodal yönetimlerin baskıcı ve sömürücü tutumlarına karşı da gelmektedirler. Bu hareketlerde yer alanlar genellikle yoksul kesimlerdi. Heretiklerin kilisenin tersine temel bir özelliği kadınlara önemli bir değer vermesiydi. Komünal yaşamı desteklemektedirler. Birçok Heretik harekette, kadınlar erkeklerle eşit sayılırdı. Katharlar ve Waldocular’da kadınların kutsal işlemleri yerine getirme, vaaz verme, vaftiz etme ve hatta papazlık rütbelerine sahip olma hakkı vardı. HattaKatharların düşünce Tanrıçasına tapındıkları da söylenmektedir. Heretikler’de kadın erkek kardeşçe bir arada yaşamakta özgürlerdi. Yine “özgür ruh kardeşliği” komün bir yaşam kurdu, evliliği yasakladı ve kilisenin otoritesini reddetti. Bazı yerlerde, kadınların kendi komünlerini oluşturarak(Almanya, Flamanya)erkeklerin ve kilisenin kontrolü dışında geçimlerini sağlayabiliyorlardı. Hıristiyanlaşmayı reddeden bu kadınları toplumsal statülerinden, ekonomik ve cinsel özgürlüğünden kolayca vazgeçmeyeceklerini Heretik hareketler içerisinde yer almalarıyla ve desteklemeleriyle göstermişlerdir. Bu kadınların neden bu kadar kilisenin nefretini kazandıkları dabu biçimiyle anlayabiliyoruz. Kilisenin bu gerici tutumlarına karşı çıkan birçok kadın,engizisyon mahkemeleri tarafından yakılmışya da hayatını dört duvar arasında geçirmeye mahkûm edilmiştir.

1533’te, Almanya’nın Münster kentinde Anabaptisler kendi kentini kurmaya çalışırlar ama yedikleri darbe sonucu bütün diğer mücadeleler de olumsuz anlamda etkilenir. Her ne kadar ondan sonraki dönemlerde Heretik hareketlerin mücadelelerinden bahsedilmese de, bu direniş geleneği çeşitli biçimlerde sürdürülmüştür. Cadı avının ilkin Heretiklerin zulme en yoğun olarak uğradıkları bölgelerde (İtalya, güney Fransa) ortaya çıkmış olması önemlidir. Heretiklerin ve cadı avının arasında bir bağlantı olduğunu belirtebiliriz. Bu direniş geleneğinin bir devamı olarak değerlendirebiliriz. 15. yüzyılın ortalarında, önceden de belirttiğim gibi Avrupa’da çok ciddi bir toplumsal kaos yaşanır. Köylüler topraklarından çıkartılır ve mülksüzleştirilir.Yeni bir üretim tarzı devreye girer: Merkantilizm.  İlk defa tarihte, tarım ve tarım alanlarındaki insanlar şehir karşısında bir gerileme yaşar. Nüfusun büyük bölümü şehirlere akar.

Jean Bodin (Fransız teorisyen) nicel para teorisi, modern egemenlik kavramı ve merkantilist nüfusçuluğun kurucusuydu. Modern rasyonalizmin sadık bir savunucusuydu ve aynı zamanda ‘cadılara’ yapılan katliamın en yüksek savunucularındandı. Düşüncelerine göre, devlet yeni ekonomiye yeterince işçi sağlamakla görevliydi. Çünkü merkantilist kurama göre, bir ülkenin güçlü olması için büyük bir nüfusu olması gerekiyordu. Büyük bir nüfus ise yüksek iş gücü arzı, geniş iç pazar ve çok sayıda asker demekti.

O dönemde Avrupa’da ciddi bir nüfus sorunu yaşanmaktaydı. Savaşlar, ‘kara ölüm’ (veba), yoksulluk, nüfusu olumsuz anlamda etkilemiştir. Nüfusun gelişimi için ise her şeyden önce kürtajın, çiftlerin kısırlığının gebeliğe yol açmayan cinsel ilişkinin sorumlusu olarak görülen cadıların, belli bir toplumsal statü kazanmış olan ebelerin ortadan kaldırılması gerekmekteydi. 16. ve 17. yüzyıllarda gerçekleştirilen yakılmaların çoğu bebek katli suçundan gerçekleştirilmiştir. Malleus maleficarum(cadıların çekici) kitabı içerisinde bir bölüm tamamen ebelere ayrılmıştır. Ebelerin annelerin rahimlerindeki bebekleri öldürdükleri, üstelik bu suçun kadınların doğum yaptıkları esnada erkeklerin odaya giremedikleri için daha rahat işlendiği belirtilmektedir. Ayriyeten, kadınların şeytanla işbirliği yaptıkları ve bebekleri şeytana kurban ettikleri, kaçırdıkları ya da yedikleri dile getirilir. Bu tür propagandalar sürekli toplum, kilise ve devlet tarafından yapılır. Bunlar afiş, resimler, tiyatrolar ve kitaplar yoluyla yaygınlaştırılarak, meşrulaştırılır.

Bu dönemde, iyi bir Katolik olmadığını ispatlamayana kadar, kadınlara ebelik yapması yasaklanır. Ebelik yapmaya devam eden birçok kadın, kadınların hamileliklerini gizleyip gizlemediklerini ya da evlilik dışı çocuk sahip olup olmadıklarını kontrol etmek üzere devletin ajan ebelerine dönüşürler. Bebek katli idamlık suçlar arasına girer. Fransa’da ve İngiltere’de 16. yüzyılın sonlarında, çok az kadına ebelik yapma izni verilir. İzinsiz yapanlar ise yargılanır. Örneğin yargılananlardan ebe olan Anne Hutchinson; “kadınla erkeğin eşit olduğunu, kadının da kutsal kitabı yorumlama hakkı olduğunu” iddia ettiği için düşünceleri mevcut düzene tehlike olarak görülür ve sürgün edilir.17. yüzyılda ise kadın ebelerin yerini erkek ebeler alır.

Bu cadılar sadece ebeler değildi, aynı zamanda cinselliği kilisenin koyduğu kurallar dışında yaşayan kadınlar olarak da tanımlanırlardı. Bebek katli yanı sıra, fuhuş ve zina yapmaktan suçlanan kadınlar da idamla cezalandırılırdı. Böylelikle sisteme uygun olmayan, hizmet etmeyen her türlü cinselliğe müdahale edildi. Buna eşcinseller de dâhil oldu. Evlenenler ödüllendirildi, bekâr kalanlar ise yasalar yoluyla cezalandırıldı. Bu biçimiyle, kadın bedeni, doğumu ve cinselliği devletin, kapitalizmin denetimine ve yeniden üretim ihtiyacına hizmet eder konumuna getirildi. 

Bu dönemde, nüfus kayıtlarının (doğum, evlilik, ölüm) tutulması, nüfus sayımının başlaması ve nüfus biliminin ilk “devlet bilimi” olarak o dönemde resmileşmesini anlayabiliriz, çünkü merkantilizm için nüfus hareketliliği stratejik bir önemdedir.

Aynı zamanda, bu gelişen cadı avlarının rasyonel biliminortaya çıkışıyla, yani erkek bilimin gelişimiyle de bağlantısını kurmak mümkündür. Erkek biliminin topluma yedirilmesi için,  her şeyden önce toplum içerisinde güçlü bir etkinliğe sahip olan bilge, şifacı kadınların da hedef gösterilmesi, elde ettikleri saygınlığın ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Bu kadınlar genelde toplumda saygı gösterilen ve yardımına başvurulan kadınlardı. Büyücü ya da cadı olarak tabir edilen bu kadınlar, şifalı otlar yardımıyla insanları iyileştirmeyi kendilerine amaç edinmişlerdi. Bu kadınlar enfeksiyon tedavilerini, kanamanın, yine baş ve diş ağrılarının durdurulmasını, krampların engellemesini, acıların hafifletilmesini vs. biliyorlardı.  Kadınların tarihten nesilden nesile aktarılmış olan doğadan edindikleri öğretiler, yani doğa bilimleri ile iç içelikleri, bitkilerle ilaç yapma ve hastaları iyileştirme potansiyelleri toplum içerisinde özellikle kilise tarafından teşhir edilir, şeytandan gelen özellikler olarak değerlendirilir ve acımasızca cezalandırılır. Çünkü bu kadınların hastaları için kullandıkları yöntemler deneme yanılma üzerinden kuruluyor, inanç dünyasının duaları ve kilisenin katı dinsel öğretisinden uzaktır. Bundan kaynaklı, kilisenin yoğun saldırılarına maruz kalırlar.

Bu şifacı kadınlara alternatif olarak, sistem kendi temsilcilerini kendi “diplomalı, profesyonel” doktorlarını geliştirir. Diploma olmadan doktorluk yapılamaz, ancak diploma alabilmenin tek yolu olan okullara da kadınlar kabul edilmez.Bu okumuş doktorlar, günah çıkarmayan hastalara bakmıyor, bir papazın izni ve yardımı olmadan ise tedavi uygulamıyorlardı. Tıp eğitimi kilisenin kurallarına ters düşmeyecek bir şekilde örgütlendirilir. Bir süre sonra, kadınlara tıp okuma izin verilir ( ancak zengin olabilirse okuyabilir ) ama doktor olmaları yasalar yoluyla yasaklanılır. Ayriyeten, kadınların resmi eğitim almadan insanları iyileştirmeleri büyücülük sınıfına yerleştirilerek, idam kapsamına alınır. Bu biçimiyle, kadının en eski mesleği olan doktorluktan da uzaklaştırılır. Sonuç olarak, erkek egemenlikli bir tıp bilimi kadınların geliştirdiği doğal tedavinin yerini alır.

Kadın hislerinin, sezgilerinin yani duygusal zekasının gelişen bilimlerdensoyutlandırılması, cinsiyetçi, taraflı sadece rasyonaliteyi tek hakikat olarak algılayan bir bilimin gelişmesine yol açacaktır. Bunlar yetmiyormuş gibi, kapitalizmin ve erkek bilimingelişimiyle beraber kadınlar ve erkekler arasında işbölümü de geliştirilir. Erkeğin rasyonel, güçlü niteliklerinden kaynaklı yeri kamusal alan, yani siyaset, bilim ve ekonomik alan ona uygun görülürken,  kadın ise yetenekleri ve yapısı gereği, irrasyonel, duygusal yönlerinden kaynaklı özel alana yani eve hapsedilir. Kadının temel görevi annelik olarak belirlenmesi kadınların üretim alanından dışlanmasına yol açacaktır.

Sonuç olarak, kapitalizmin gelişimine tehdit olarak görülen bu kadınlara uygulanan bu soykırım, sanıldığının aksine kadının güçsüzlüğünü değil, onun toplum içerisinde kazandığı statü, saygıyı ve gücünü ifade etmektedir. Sistemin ona karşı duyduğu korkuyu ifade eder. Yapılan bu saldırılarla, kadınların ve etraflarında örülen toplumsallık hedeflendiği açıktır. Bu dönemden sonra, kadınlar kendilerine güvenilmeyen, küçük gören, kendilerine sürekli potansiyel suçlu olarak bakan bir toplumda kendilerini bulurlar. Çocukların analarını, kocaların karılarını, komşunun komşuya kuşkuyla bakan bir toplumla karşı karşıya kalınır. Toplumsallık ciddi anlamda zedelenir. Kadınlar arasındaki işbirliği, kolektivizm, örgütlülük, arkadaşlık olguları (cadının ortağı suçlanma korkusuyla) ciddi darbeler yer. Ortaçağda, dedikodu anlamına gelen arkadaş kelimesi küçük düşürücü bir anlam kazanır.

 

Cadı adı altında kadınlara karşı gelişen bu katliamlar sistemin oturmasıyla, yeni düzenin güvence altına alınmasıyla beraber sonlandırılacaktır.Her ne kadar bu katliamlar ortaçağ karanlığına, kilisenin gericiliğine bağlansa da kapitalist sistemin bu konudaki suç ortaklığı ve kadının yeni sistemdeki yeri bakımından oynadığı rol çok daha önemlidir. Ortadoğu topraklarında binlerce yıl süren kadının köleleştirilmesi süreci Avrupa’nın neolitik değerleri henüz canlı yaşayan halkları özellikle de kadınlarına karşı ancak böylesi acımasız bir katliamla gerçekleştirilmiştir.

KJB

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu...

YJA

YJA (Yekitiya Jina Azad) 20-24 Haziran tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında 100 delegenin katılımıyla 2. Konferansını gerçekleştirdi. ‘Azadiya Reber APO Azadiya Jine ye’ şiarı altında gerçekleşen Konferans, Kürdistan’da silahlara karşı taş...

YJA-Star

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanma. Kürdistan meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri...

© 2018 PAJK Partiya Azadiya Jin a Kurdistan