JİNEOLOJİYE DOĞRU SOSYOLOJİYE ADIM ATMAK

Kategori: Jineoloji
Cumartesi, 14 Mart 2015 tarihinde oluşturuldu

 Zozan Sima

Olaylara sosyolojik yaklaşmak, sorunları sosyolojik bakış açısı ile çözmek ne anlam ifade eder? Devrimcilerin özellikle de kadın özgürlüğü için mücadele yürüten kadınların neden sosyoloji bilmesi, olayları sosyolojik ele alması gerekir? Bu soruların yanıtlarını ancak sosyolojiye yüklediğimiz anlamı açıklayabilirsek cevaplayabiliriz. Sosyoloji kavram olarak “sosyofizik”  biçiminde ilk kez Auguste Comte tarafından Fransız devrimi sonrası ortaya atıldı. Aristokrasinin keyfi yönetimine karşı olduğunu söyleyen Comte, halkların devrimci mücadele ile sistemi alt-üst etmesine de karşı olduğunu söyler. Toplumsal değişimi kontrol altında tutma arayışına dayandırır sosyoloji yaklaşımını. Newton’un fizik kanunlarının her zaman her yerde geçerli olması ve uygun koşullarda sonuçlarının belli olması gibi sosyofizikte toplum için aynı rolü oynayacaktı. Gelişmeler uzmanlar tarafından denetlenerek olası devrimlerin ve keyfi yönetimin önünün alınması öngörülmüştü.

Auguste Comte ilk sosyolog ya da kendi deyimi ile sosyokrat (toplum mühendisi) olarak tanımlansa da bu çok fazla gerçeği yansıtmıyor. Mitolojiler, dinler, felsefeler de toplumu, yaşamı tanımlama, sorunlarını çözme konusunda binlerce yılın deneyimine sahiptir. Mitoloji, din ve felsefenin de sosyolojik analize tabi tutmak gerektiği açıktır. Hatta günümüzün pozitivist sosyal bilimlerinden daha geniş sosyal kategorilerin daha bütünlüklü biçimde bu zihniyet formları altında incelendiğine tanık oluruz. Bunları boş inançlar, hurafeler ya da afyon olarak tanımlamak pozitivizmin büyük yalanıdır. Sümer yazıtlarında kadın-erkek ilişkilerinden, ekonomiye, rahiplerle tanrı krallar arasındaki iktidar mücadelesine, sınıfsal tabakaların oluşumu ve sınıf mücadelesine kadar bir çok konu hikaye dili ile anlatılmıştır. Hikayelerdir diyerek bunların sosyolojik anlatımlar olmadığını iddia edebilir miyiz? Efsaneler ve dinlerde de, felsefi akımlarda da bir toplum anlayışı vardır. Hatta toplumun hafızasında son birkaç yüzyılın sosyologlarının teori ve kitaplarından daha güçlü yer edinenler ve yaşama yön verenler hala bu hikâyelerdir.

Sosyoloji Auguste Comte’nin çizdiği dar çerçevede kalmadı elbette. Newton fiziği ya da doğa yasalarının topluma uygulanmasının ağır sonuçları yoğunca eleştiriye tabii tutuldu ve sosyoloji konusunda binlerce, görüş, teori ortaya çıktı. Bunların içinden toplumsal sorunlarımıza çözüm yaratacak sonuçlar çıkarmada bir çok zorlukla karşı karşıya kalabilmekteyiz. Hele de toplum gibi farklı, karmaşık, değişken bir yapı sosyolojimizin “sosyo” kısmını oluşturduğuna göre üzerinde derinlikli düşünülmesi gereken çok mesele çıkar ortaya. Yine toplumun yarısını oluşturmasına rağmen kadınların sosyoloji içinde herhangi bir alanda yada konumda yer bulmaması da başlı başına yeni sorunlar çıkarır karşımıza. 

Avrupa merkezli, eril ve ırkçı sosyolojik yaklaşımlar Avrupa dışındaki halkları, inançları olduğu kadar kadınları tanımlamaktan da, sorunlarına çözüm oluşturmaktan da uzaktır. Uzak olduğu kadar yaklaşımları sorunları daha da ağırlaştırmada pay sahibidir. İşte Jineoloji’yi gerekli kılan ve sosyal bilimlerde devrimci bir dönüşüm yaratma arayışımızı gerekli kılan etmenler içinde bunlar da belirleyicidir. Bu iddia büyük bir yükü sırtladığımız anlamına geliyor. Önderliğimiz tam da bu nedenle bize bir uyarıda bulunarak Eğer yapısal ve özgürlük sosyolojimiz sosyal bilim yaptığını iddia eden binlercesinin yaşadığı bir çöp yığını olmaktan kurtulmak istiyorsa, teşhis ve tedavisindeki gücünü kanıtlamak durumundadır” diyor. Ne de olsa her sosyolog böyle bir iddia ile ortaya çıkmış ve kendi toplum tanımını, toplumsal sorunlara çözüm yaklaşımını ortaya koymuş. Öyleyse toplumsal sorunları nasıl teşhis ettiğimiz, çözümünde hangi tedaviyi uygulayacağımızı belirlemek kadar çözüm olabilme gücümüz de önem kazanmış oluyor.

Jineoloji tartışmalarına başladığımız günden bu yana en çok karşılaştığımız soru “hangi yöntemi kullanacaksınız”, “hangi sosyolojik yönteme yakındır Jineoloji” sorularıdır. Comte, Durkheim, Wallerstein, Braudel, Marks, Max Weber, feminist düşünürler, anarşist düşünürler, post-modernistler neler demiş, Önderlik bunları hangi konularda eleştiriyor diye araştırmalar yapıyoruz. Kendisini tanımlayabilmek açsısından bu araştırmalar önemlidir elbette. Ancak Önderliğimizin de ifade ettiği gibi amacımız toplumsal sorunların çözümü ise “en doğru yöntem” arayışından ziyade sorun çözen yönteme odaklanmak yani yöntem zenginliğini sağlayacak bir yaklaşım daha fazla önem taşıyor. Bu bir yöntemsizlik anlamına gelmediği gibi birçok yöntemin hata ve kusurlarını da düzeltecek bir zenginlik yaratabilir.

Öncelikle sosyal bilimlerin günümüzde yaşadığı en büyük kriz sorun çözme kabiliyetini göstermemesi olarak tanımlanabilir. Bu nedenle Dettling, Dahrendorf, Käsler gibi düşünürler artık sosyolojinin önemini yitirdiğini, sosyolojinin bittiğini çünkü toplumun giderek yok olduğunu vurgulayacak kadar ileri gidebilmişlerdir. Reel sosyalizmin yarattığı sonuçlar ve liberalizmin kendisini “tarihin sonu” ilan edişi de bu değerlendirmeler üzerinde etkili olmuştur. Bunun sonucunda sosyal bilimler toplumu bir yana bırakarak, giderek bireye odaklanarak sonsuz sayıda tekil tanımlarla toplum kırıma dolaylı biçimde ortak olur. Siyaset alanı ise büyük oranda think-thank kuruluşları ile sermaye ve devletlerin çıkarlarına göre teoriler üreten bir karaktere bürünür. Bu alandaki akademisyenler kendilerine bu enstitü ve kuruluşlarda yer bulmayı toplumsal sorunlara çözüm üretmekten daha kârlı bulurlar. Üniversitelerdeki sosyal bilim dalları ise hiçbir toplumsal dönüşüm projesi olamayan, elit, mesleki bir alan haline gelmesi, en ağır toplumsal sorunların yaşandığı bir ortamda hiçbir sözü olmayan bir sosyal bilim gerçeğini ortaya çıkarmış durumdadır. 

Toplumsal sorunların ağırlaşmasını bırakalım, toplum bir kırımla karşı karşıya iken sosyal bilimlerin ilk işinin toplumu savunmak olduğu açıktır. Önderliğimiz bunu “yok olan birşeyin bilimi olmaz” diyerek ifade eder. Pozitivist bilime dönük tüm güçlü eleştirilerine rağmen yeni sosyal bilim arayışlarının çözümü üniversitelerdeki sosyal bilim kürsüleri içinde parçalanmayı giderecek bir reformla düzeltme arayışı kendini kandırmak olur. Feminist hareketler ve epistemolojik yaklaşımlar açısından da pozitivizme, cinsiyetçi bilime dönük köklü ve güçlü eleştiriler yapmışlardır. Buna rağmen toplumu negatif gören, bireye odaklanan psikanalistik teorilerle, post-modernist iktidar eleştirilerinin ötesine geçememeden kaynaklı bir çözüm yaratabilecekleri kuşkuludur.

Sorun sadece kadınlarda çocukluklarından itibaren şekillendirilen kimliğin analizi ile çözümlenecek durumda değildir. Geleneksel rollerin reddedilmesi, kadınlara çok farklı arayış ve arzulara göre bir yaşamın belirlenmesi de erkek egemenliğine dayalı binlerce yıllık deneyime sahip koca bir sistemi görmezden gelmektir. İnşa edilmiş kimliklerimizle mücadele edebilmek ancak kendimizi yeniden inşa edebileceğimiz özgür zeminlerle mümkün hale gelebilir. Böylesi zeminler “özcülük” olarak itham edilen “kadın doğası”nın da varlığı ya da yokluğuna dair daha anlamlı tartışmaları ortaya çıkarabilir. Egemenliğe dayalı erkek kimliği ile köleliğe dayalı kadın kimliği inşa edilmiş kimliklerdir. Ancak bu durum, kadınlık ve erkekliğin tümden yok sayılması, tahrip edilmesiyle aşılamaz. Doğadaki farklı varoluşları gerekçe göstererek, cinsiyetleri çoğaltarak çözümlenecek bir sorun da değildir toplumsal cinsiyetçilik. Sorun kimliklerin varlığı, çeşidi ve sayısı ile ilgili değil bunlar üzerinden işleyen iktidar mekanizmalarının çözümlenebilmesidir.

İktidar mekanizmalarının işlediği kadınlık ve erkeklik rolleri ile kıyasıya bir mücadele yürütmek elzemdir. Egemenlik ve kölelik damgalı kadın erkek ilişkisini değiştirmek gerektiği de açıktır. Kadın-erkek ilişkisinin tümden ve sadece cinsellik ve üreme ile sınırlanmasının sonucu günlük olarak yaşanan cinnet hali, kadın katliamı, tecavüz kültürüdür. Bu nedenle mücadeleyi de sadece bu alana hapsetmek tuzağa düşmek olur. Kadın özgürlüğü mücadelelerinin, feminist hareketin tarihinin dersleri de bunu bizlere göstermiştir. Ne cinsel özgürlük, ne homoseksüel ilişkiler, ne aile kurumunun ortadan kalkması kadının konumunu dolayısıyla erkek egemenliğini ortadan kaldırabilmiştir. Hatta birçok açıdan farklı biçimlerde yeni sömürü biçimlerine alet edilmiştir bu arayışlar. Biyolojik olarak kadın ve erkekliği yok saymaya giden bir sürecin önünü açmak, iktidar mekanizmalarının olmadığı durumlarda ahenk içindeki birinci ve ikinci doğa ilişkilerini de hedef almak olur. Ki mevcut durumda bunun kapitalizme de erkek egemenliğine de çok fazla bir zararı dokunmamaktadır. Toplumsal ilişkilerin çözümlenmesinde kadın erkek ilişkisinin yeni anlamlar kazanacak bir sosyaliteye kavuşturulması daha köklü dönüşümler yaratabilir. Önderliğimiz KJB’ye yazdığı mektupta bunu şu sözlerle ifade eder: Hiçbir çirkinlik köle kadınla ve tahakkümcü erkekle birleşmek bütünleşmekten daha alçak ve iğrenç olamaz. Yine hiçbir birlik ve bütünlük özgür kadınla ve tahakkümü aşmış erkeklikle yaşamaktan daha değerli, güzel ve doğru olamaz”. Jineolojinin çözüm yaratmak istediği en önemli alanlardan biri de sadece kadınlar için, kadınlar adına değil kadın erkek ilişkisinde de bu temelde bir sosyolojik dönüşüm yaratabilmektir. Bu anlamıyla Jineoloji, özgür eş yaşam kuramını geliştirecek olan bir bilimdir aynı zamanda. Jineoloji sosyal bilimlerin bir dalı mı, Jineoloji özgürlük sosyolojisi mi, Jineoloji kendisi bir sosyal bilim mi gibi birçok soru hala bizlerin de üzerinde tartışma yürüttüğümüz konulardır. Jineoloji’nin kapsamına aldığı konular; politika, ekonomi, demografya, tarih, felsefe, ekoloji, sağlık, eğitim, etik-estetik onun bir sosyal bilim olduğunu ortaya koyar. Yani günümüzde üniversitelerde “kadın araştırma merkezleri, toplumsal cinsiyet araştırmaları ya da feminist study” gibi isimlerle anılan bir dal olmanın ötesine geçme arayışıdır. Bu kurumsallaşmaları küçümsemek, görmezden gelmek anlamında belirtmiyoruz. Çünkü bu alanlarda da sosyal bilim alanından parçalanma karşısında “toplumsal cinsiyet” kategorisine bağlı biçimde ekonomiden, tarihe, sağlık, eğitim ve daha bir çok konunun ortak ele alınması durumu vardır. Ancak üniversitelerin sınırlarının bu arayışları da “sistem içi” çözümlerin ötesine taşıramayacağı görüşündeyiz. Tüm toplum adına, tüm kadınlar adına ya da alternatif sözcüklerine dönük oluşan fobi tam da “sistem içi”leşme olarak tanımladığımız durumu açığa çıkarır. Yani bizlerin kapitalizme, bireyciliğe, maddiyatçılığa mahkum olduğumuzu baştan kabul ederek, kaderimize razı olmamız istenir. İşte Jineoloji ihtiyacını ortaya çıkaran diğer bir durum da bu yaklaşımlardır.

Jineoloji, başta Kürdistan kadın özgürlük hareketi olmak üzere tüm kadın hareketleri, örgütleri, aktivist ve militanları açısından da toplumsal sorunların çözümünde bilimsel bir çerçeve kazanmak anlamına gelecektir. Her olayın tarihsel arka planını, güncel politik yansımasını değerlendirecek bir birikime sahip olamamak, çözüm projesini ortaya koyamamak ciddi bir tıkanma sebebidir. Genel geçer değerlendirmelerle, propagandacı söylemlerle çözüm yaratılmayacağından Önderliğimiz her kadın katliamı olayı ardından “Kadın örgütü derin bir sosyoloji, derin bir toplumsal örgütlülük ile bunları çözmelidir” diyerek bu konudaki yetersizliğimizi de ortaya koymuş olmaktadır. Bu açıdan Jineoloji, hareketimizin kırk yıllık deneyiminin de yeni aşamaya ulaştırılması, toplumsal yaşamda çözüm kabiliyetini ortaya koymasını sağlayacaktır. 

KJB

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu...

YJA

YJA (Yekitiya Jina Azad) 20-24 Haziran tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında 100 delegenin katılımıyla 2. Konferansını gerçekleştirdi. ‘Azadiya Reber APO Azadiya Jine ye’ şiarı altında gerçekleşen Konferans, Kürdistan’da silahlara karşı taş...

YJA-Star

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanma. Kürdistan meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri...

© 2018 PAJK Partiya Azadiya Jin a Kurdistan