17. Yıldönümünde Hewlêr Katliamı

Kategori: Röportaj
Pazartesi, 12 Mayıs 2014 tarihinde oluşturuldu

Kominar

“Hiçbir katliamın haklı gerekçesi olamaz”

1997 yılı Kürt Özgürlük Hareketi açısından yoğun geçen bir yıldı. Çok yönlü bölgesel ve uluslar arası güçlerin de içinde yer aldığı komple bir saldırı söz konusuydu. İnkar ve imha siyaseti en keskin haliyle yürütülüyordu. Parça parça ve eşzamanlı operasyonlarla Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesi amaçlanıyordu. Bir yıl önce Kürt halk Önderliğine karşı düzenlenen bombalı suikast amacına ulaşmamıştı ancak bununla startı verilen saldırı konsepti son sürat yürütülüyordu. Sınır tanımaz bir saldırganlık ve şiddet eşliğinde Kürt özgürlük hareketi ve Kürt halkının teslim alınabileceği düşünülüyordu. Gerilla başta olmak üzere Kürt halkının bulunduğu ve özgürlük mücadelesinin örgütlendiği her alana karşı saldırılar gerçekleşiyordu. Türk devleti 14 Mayısta Güney Kürdistan’ı kapsayan bir operasyon başlatmıştı, çatışmalar son hız sürüyor her iki tarafta da kayıplar ve yaralıların sayısı yüzlerle ifade ediliyordu. KDP ve YNK operasyon öncesinde Kürt Özgürlük Hareketine ve kamuoyuna operasyonda Türk devletiyle birlikte hareket etmeyecekleri, tarafsız kalacakları yönünde beyanatlarda bulunuyorlardı.

 

Kürt halkı “bırakuji” adını verdiği kardeş kavgasının son bulmasını istiyor, daha doğrusu buna inanmak istiyordu. Güney Kürdistanlı güçler kardeş kavgasına taraf olmayacaklarını, başka bir Kürt hareketine silah sıkmayacaklarını beyan ediyorlar ve Kürtler arası birlik istediklerini açıklıyorlardı. İşte tam da böylesi bir süreçte 1997’nin 16 Mayısında tariheHewlêr Katliamı olarak geçen olay gerçekleşiyordu. Kamuoyuna türk devlet güçleriyle birlikte hareket etmeyeceğini açıklayan KDP, Türk ordusunun başlattığı operasyonla eşzamanlı olarak Kürt özgürlük hareketine karşı saldırı başlatıyordu.

KDP yürütülen görüşmeler temelinde Hewler’de faaliyet yürütmesi kabul edilen Kürt Özgürlük Hareketinin tüm kurumları basılıyor, taraftarları ve sempatizanları tutuklanıyor neredeyse selam verenleri içeren büyük bir barbarlık temelinde çoğu sakat, yaralı, hasta, gazilerden oluşan 52 kadro ve çalışan hunharca katlediliyordu.Katledilenlerin çoğu ayağa dahi kalkamayacak durumdaki yaralı ve hasta gerillalardı. Üç kişi dışında saldırıda gözaltına alınan tüm kadro ve yurtseverler infaz edilmişti. On kişiden ise hiçbir zaman haber alınamayacaktı.

Kürt tarihinde değil, dünya halklarının hiçbirinin tarihinde rastlanamayacak türden bir vahşet ve barbarlığın sergilendiği 16 Mayıs 1997 tarihi Kürt işbirlikçiliğinin ve ihanetinin neler yapabileceği konusunda acılı ve büyük bir ders olarak tarihe geçiyordu.

Gelecek iddiası tarih bilinci üzerinden şekillenir. Kürt tarihine kapkara bir leke olarak geçen bu olay, üzeri örtülerek, eleştirisi ve özeleştirisi yapılmayarak geçilebilecek bir olay değildir. Kürtler arası birlik ve dayanışmanın aydınlatılmamış ve hesabı verilmemiş katliamlara rağmen gerçekleştirilemeyeceğibilinmek durumundadır.

Bu anlayıştan hareketle 17. yıl dönümünde katliamı detaylarıyla ele almak, çeşitli yönlerini aydınlatmak ve karanlıkta kalan yanlarını açığa çıkarmak için Katliamı ve nasıl yaşandığını, neden böyle bir katliamın gerçekleştirildiğini o süreçte Hewler’de çalışma yürüten ve katliamdan sağ olarak kurtulan PKK kadrolarından Sinan Herekol ile tartıştık.

-Komünar: Katliamın yaşandığı süreçte Hewler’de bulunuyordunuz. Katliama bizzat tanıklık ettiniz. Öncelikle Kürt Özgürlük Hareketinin Hewler’de bulunma nedeni neydi, ne tür çalışmalar yürütülüyordu, bu katliama gerekçe gösterilebilecek bir çalışmanız var mıydı?

-Sinan Herekol: Öncelikle 17.yıldönümünde bu katliamı nefretle kınıyor ve katliamda yaşamını yitiren bütün arkadaşları saygıyla anıyorum. Onların anılarına sahip çıkma sözünü yineliyorum.

Biz neden Hewlêr’deydik ve ne yapıyorduk?KDP ile yürütülen belli tartışmalar ve anlaşmalar sonucu orada kalıyorduk. Zorla girmemiştik. Belli bazı noktalara anlaşarak yerleştik. Hewlêr Kürdistan’ın bir şehriydive içinde Kürtler yaşıyordu. O yüzden bize en güvenilir yer gibi geliyordu. ‘Kürtler birbirine sahip çıkar’diyorduk ve iyi niyetli yaklaşıyorduk.

Genelde yaralı ve hasta arkadaşlarımızı Hewlêre getiriyorduk. Orada topluca tedavilerini yapıyorlardı. Gazilerin ihtiyaçları oranın üzerinden karşılanıyordu. Her arkadaşın farklı bir sağlık problemi vardı, amaç arkadaşların tedavileriydi. İkinci bulunuş nedenimiz ise kendimizi Güneydeki halkımıza tanıtmaktı, ulusal birlik ruhuyla onlarla ortak paydalar da buluşmak istiyorduk. Esas amaç kendimizi halkımıza tanıtmaktı. Bir de bize sempati duyan, bizi seven kesimlere kapımızın açık olduğunu belirtmek istiyorduk. Oradaki önemli ve kapsamlı kurumlarımızdan biri de Kürt kültür kurumumuz oluşturuyordu. Yine orada bütün Kürdistan parçalarındaki özgürlük mücadelesini tanıtan ve Güney Kürdistanlı halkımıza hitap eden, onların ihtiyaçlarını karşılayan bir Soranca gazetemiz vardı. İçinde Kurmanci de vardı. Birde hastanemiz vardı. Durumları çok ağır arkadaşları buraya getiriyorduk. Ulusal birliğin sağlanması için genelde yurtseverlerden oluşan diplomasi kurumumuz  (KNK) vardı. Temel çalışmaları da ulusal birliğin sağlanması amacıylaydı ve bu temelde hazırlık içerisindeydiler.

-KDP ve YNK ile görüşmeler oluyor muydu? İrtibat, ilişki var mıydı?

-Genel çalışmaları denetlemek ve köprü rolünü oynamak amacıyla birkaç sorumlu arkadaşın bulunduğu bir evimiz vardı. Bunlar yönetimdeki arkadaşlardı. O zaman örgüt sorumlusu olarak bilinen Botan (Nizamettin Taş) parti adına Mesut Barzani ile 15 Mayısta bir görüşme gerçekleştirdi. Türkler girmişti, ancak KDP’in buna dahil olup olmayacağını bilmiyorduk. Görüşmede de bu konu netleşecekti. KDP’in tavrı Türklerle hareket etmeyecekleri ve onlara dest vermeyecekleri yönündeydi. Tabi biz katliamdan sonra anladık ki beraber hareket etmişler. Oysaki biz onlara güvenmiştik. Türklerle birlikte hareket ettiler ve katliamı gerçekleştirdiler.

-Katliamdan sonra bazı yayın organları ve çevreler saldırıdan Mesut Barzani’nin haberinin olmadığını iddia ettiler.

-Şimdi bunlardan Mesut Barzani’nin haberi yoktu demek, çok sübjektif olur. Güney topraklarında ve merkezinde böyle bir olay gerçekleşecek ve bunlar bihaber olacak demek, kesinlikle hiçbir mantığa sığmaz. Bizi oyalayıp gaflette yakalamak istiyorlardı. Sonradan anlaşıldı ki bütün çabaları buna dönükmüş.

Zaten orada bulunan arkadaşların çoğu hastane gücüydüler. Ondan bir gün önce eli ayağı tutan birçok arkadaşı oradan dağa çıkardık. Eğer bunu da yapmasaydık şehitlerin sayısı iki katına çıkabilirdi. Hemen hemen 47-48 arkadaşı o zaman oradan çıkardık. Bir kısmı Botan’la çıktı, bir kısmını da başka yollarla çıkarmaya çalıştık.

-Bir saldırı beklentiniz var mıydı?

­-Bunlar sadece birer tedbirdi. Biz olası bir saldırıya karşı tedbir aldık. Yoksa bu düzeyde bir katliamın olacağını tahmin etmiyorduk. Eğer öyle bir bilgimiz olsaydı tabi biz daha farklı yolları denerdik ve oradan çıkmak için birçok yöntemi devreye koyardık. Fakat bizi yanıltan şuydu; katliamdan bir gün önce bize söz verdiler ki hiçbir şey olmayacak. Fakat aldığımız tedbirlerden de anlaşılacağı gibi her şeye rağmen tedbirli olmak gerektiğini düşündük, yüzde yüz saldırı olmayacak diye bir şey yoktu. Zaten ulusal bilinci yetersiz ve işbirlikçi bir örgütün özü gereği verdiği sözün garantisi yoktur. İşbirlikçiliğin özü gereği güvenilmezdir. Çünkü kendi halkına karşı düşmanıyla işbirliğine gidiyor. Bu nedenle özgürlük hareketimize karşı da çoğu zaman bire bir savaşa girmiş ve düşmanla omuz omuza vermişlerdir. Bu yönüyle karakteri gereği iki yüzlüdür, sahtekardır ve her an kendi çıkarları için ulusunu ve halkını dış güçlere peşkeş çekebilir.

-Neden bu örgütlerin karakterleri bilinmesine rağmen yaralıları onların denetiminde olan hastanelere getirdiniz?

-Gerillaya yani dağa karşı çok yoğun ve kapsamlı imha saldırıları vardı.  Tedavi imkanları yok denecek kadar azdı. Yaralılarımızın da sayıları çoktu. Hiç hareket edemeyecek düzeyde olan arkadaşlarımız da vardı. Şimdi kalkıp bunları operasyon alanında bırakmak ne ahlaki olurdu ne de vicdanen insanın kabullenebileceği bir şeydi. Sadece bir seçenek kalıyordu. O da KDP ile ilişkiler temelinde bu arkadaşların hem tedavilerini hem de güvenliklerini sağlamak. Derler ya suya düşen yılana sarılır. Buda ona benzer bir durumdu. Zorunluluktan kaynaklı bu riskli seçeneği kabul etmek zorunda kaldık.

-Anlaşıldığı kadarıyla KDP’nin Türk ordusunun operasyonuna paralel bir saldırı gerçekleştirebileceği ihtimali üzerinde durulmuş, bu temelde bazı tedbirler de geliştirilmiş. Tüm hasta ve yaralıları tahliye etme imkanı yok muydu?

-Hewlêr’e olası bir saldırı durumu var diye hiç yürüyemeyen arkadaşları sedyeye koyup dağa göndermek cinayet olurdu. Onları ölüme terk etmek gibi bir durum olurdu. Çok sıkışık bir durumdaydık. O günkü koşullar altında fazla seçeneğimiz yoktu.

-Katliamda toplam kaç kişi şehit düştü?

-Katliamın ilk gününde 52 arkadaş olmak üzere toplam 62 arkadaş şehit düştü. Bu arkadaşlardan 47’si sakat ve yaralı arkadaşlardı. Bu arkadaşlardan dağa çıkabilecek ve eline silah alabilecek hemen hemen kimse yoktu. Sadece bazı yeni arkadaşlar ve oranın sorumluluğunu üstlenen arkadaşlar vardı. Kurumlardaki arkadaşlaryaralı ve gazi arkadaşlardan oluşuyordu. Hem iş yapacaklardı hem de tedavilerini göreceklerdi alana bu temelde gelmişlerdi. Hepsi de savunmasız arkadaşlardı. Dağa çıksalardı bile ne can güvenlikleri sağlanabilirdi ne de bir katkıları olabilirdi. O zaman örgütün Güneye dönük yönetim toplantısında durum değerlendirmesi olmuştu. Çok fazla güvenmiyorduk ve belli saldırıların olabileceğini düşünüyorduk. Ancak savunmasız insanlara bu kadar vahşice saldıracaklarını tahmin etmiyorduk. Biraz da saf ve iyi niyetlice yaklaştık diyebiliriz.

-Önceden “şunları şunları yapmayın” yada “Hewler’i boşaltın gibi bir uyarıları oldu mu?

-Bizle KDP arasında Davut Bağıstani gidip geliyordu. O zaman dediler “Size iki tane otobüs vereceğiz kadrolarınızı ve çalışanlarınızı çıkarabilirsiniz.” Ama nereye çıkaracağımız da sorundu. Süleymaniye vardı, ama YNK’in bize baskılarından dolayı orası olmazdı. Olaydan önce arkadaşlara baskın düzenlemişlerdi, arkadaşları yaralamışlardı. Bazı arkadaşları tutuklayıp hapse atmışlardı. Bize katılmak isteyenlerin önünü almaya çalışıyorlardı. Öyle bir hava yaratıldı ki biz dedik “acaba bunlar bize mi saldıracaklar?”

KDP sessizdi YNK terör estiriyordu. Demek ki belli bir konsept temelinde hareket ediyorlardı. Barzani’nin çocuklarından Wecih demişti “Eğer kabul ederlerse biz iki otobüs izni verebiliriz” Bizde zaten mecburen öyle yaptık. Biz o arkadaşları oradan çıkarırken bile birçok riski göze alarak çıkardık. Yoksa yüzde yüz sağlam çıkacaklar üzerinden değildi. Bir kurtulma ihtimali olarak değerlendirdik. O zaman otuz yedi arkadaş Davut Bağıstani’nin ilişkisi üzerinden Wecih yoluyla oradan çıkarıldı. Daha Davut Hewlêre ulaşmadan onlar Diyana da HevalHozan ve arkadaşlarına saldırdılar, HevalHozan orada kendini öldürdü. Bu bilgi bize ulaşır ulaşmaz daHewlêr saldırısı da başladı.

Ben hastaneye gittiğimde 14 arkadaş hiç ayağa kalkabilecek durumda değildi. Diş için kendimle tedavi amaçlı Etruş kampından Hewlêr’e getirdiğim iki yurtseverimiz vardı. Serbest ve İsmail Kıyas arkadaşlar. Evli ve çocuk sahibiydiler. Onlar da buradaydılar. Katliamdan sonra da bir ay orada kaldım. Çünkü sorumluydum. Kalan arkadaşları korumak ve şehitlere nasıl cevap olabiliriz üzerinden bir yaklaşım sergiledik.

-Saldırı nasıl gerçekleşti.Kamuoyunda sanki sadece hastanede kalan PKK’liler katledilmiş gibi bir algı var. Saldırı bir noktaya mı oldu yine saldırıya komuta eden kimdi? Bunlar fazla bilinen konular değil.

-Cemal Mutki Hewlêr Asayiş komutanıydı. Bütün operasyonlarda aktif rol aldı. Hem bizim kurumlara saldırmada, hem katliamda, hem de halka saldırmada TC ile omuz omuza ve bir konsept dahilinde çalıştı. Bizimle ilişkide olan ve bütün yurtseverlere de aynı zamanda saldırı gerçekleştirildi.

Katliam ağırlıklı olarak 16 Mayısta gerçekleşti. Öğleden sonra saat 2-2’yi çeyrek geçe gibi saldırı başladı saat 5’e kadar devam etti. Yani yaklaşık iki buçuk, üç saat sürdü. Katliamın olduğu mekanlarda fiilen hazır olmadım, başka yerdeydim. Ş. MahmudAfarof (kadro ama evli ve çocuk sahibi bir arkadaştı) arkadaş ta başka bir noktada Davut Bağıstani’yi bekliyordu ki götürülen arkadaşlar hakkında somut bilgi alsın.Sonra da bizim yanımıza gelecekti. İki telsizimiz vardı. Bir tanesi hevalMamut’un yanında bulunuyordu. YNDK evi içindi. Diğeri de parti evinin cihazıydı, benim yanımdaydı. 2 buçuk saate kadar arkadaşlarla bağlantıda olabildik, ondan sonra bağlantı koptu. Yani arkadaşlar şehid düştükten sonra artık bağlantımız tümüyle koptu.

Aynı günde eş zamanlı olarak 70 noktaya operasyon düzenlediler. Partiyi direk ilgilendiren 6-7 noktaydı. Parti evi, YNDK, hastane, gazete, kültür kurumu ve bizim Avrupa’dan gelen dostların bulunduğu ev.Bunlar burada diplomasi çalışmalarını yürütüyorlardı yani daha çok ulusal kongre hazırlıklarını yapmak amacıyla kurulan bir kurumdu. Bunlar daha fazla bize yakın olarak bilinen kurumlardı. Diğerleri ise AbdulxalidZengene vardı. Yeni bir örgüt kurmak istiyordu ancak bizim yanımıza da gelip giden biriydi. Onların da büroları basıldı. Bizimle ilişkide olan 50-60 aileye baskın düzenlendi. Bednahrin vardı, Asuri örgütü. Bizimle merhabalıkları vardı. Onlara da saldırdılar. Manevi kaybın yanında maddi zarar da çok oldu. Bazı ofis ve büroların maddi eşyalarına el koymuşlardı.

-Hastane baskını nasıl gerçekleşiyor?

 

 Devam edecek

KJB

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni bir örgütlenme modeli olarak kadının gündemine koyduğu Yekitiya Jinen Azad ( YJA-Özgür Kadın Birlikleri) örgütlenmesi gerçekleşen 1. KJB kadın özgürlük kurultayında ortaya çıkan sonuçlar temelinde oluşturuldu...

YJA

YJA (Yekitiya Jina Azad) 20-24 Haziran tarihleri arasında Medya Savunma Alanlarında 100 delegenin katılımıyla 2. Konferansını gerçekleştirdi. ‘Azadiya Reber APO Azadiya Jine ye’ şiarı altında gerçekleşen Konferans, Kürdistan’da silahlara karşı taş...

YJA-Star

Kürdistan kadın özgürlük hareketinin meşru savunma gücü olarak tanımlanan YJA STAR (Yekiniya Jinên Azad-Star), kadının meşru savunma temelinde örgütlenmiş ve teknik olarak donanmış askeri bir yapılanma. Kürdistan meşru savunma gücü olan Halk Savunma Güçleri...

© 2018 PAJK Partiya Azadiya Jin a Kurdistan